Sağlık Haberleri

Alerjik şoka karşı çocuğunuza kolye takın

Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya ‘alerjik şok’ olarak bilinen anafilaksinin yaklaşık 10 bin çocuktan 2’sini etkilediğini belirtiyor…



Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Doğumdan itibaren her yaşta görülebilen anafilaksi en sık 6-15 yaşları arasında görülmektedir. Başta fıstık, fındık, süt, yumurta gibi besinlerle antibiyotikler ve ülkemizde sık karşılaşılan arı sokması bazı çocuklarda şiddetli alerjik reaksiyona yol açabilmektedir. Çocuğun bünyesi ne kadar çok alerjik ise anafilaksinin belirtileri de o kadar hızlı ortaya çıkar ve hastanın durumu o kadar ağır olur. Ancak anafilaksi belirtilerinin birkaç dakikadan birkaç saate kadar değişen zaman diliminde ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir. Çocuğunuzun taşıyacağı tanıtıcı bir kolye veya bileklik onun hayatını kurtarabilir!” diyor.
 Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, anafilaksiden korunmak için alınması gereken 5 önlemi anlattı: 


Alerjisi hakkında bilinçlendirin
Çocuğunuza anlayacağı bir dille, onu korkutmadan hastalığını anlatmanız ve alerjisi hakkında bilgilendirip bilinçlendirmeniz çok önemli. Örneğin fındığa alerjisi varsa, yiyeceği bir fındıklı çikolatadan fındıklı keke birçok besinden uzak durması gerektiğini öğretin. Alerjisi olduğunu bildiği besinlerin hem kendisinden hem de içeriğinde yer aldığı ürünlerden uzak durmasını öğretin.

Arkadaşlarını haberdar edin
Çocuğunuzdaki aşırı alerjik sorun hakkında ailenin tüm bireylerini, yakın arkadaşlarını ve öğretmenlerini haberdar edin. Özellikle alerji yapacak maddelerden uzak durması ve anafilaksinin belirtileri konusunda bilgilendirin. Kendisine ikram edilen yiyecekleri kabul etmeden önce içerisinde, kendisinde alerjiye yol açan etkenin yer almadığını iyice öğrenmesini öğretin.

Açık havada renkli giydirmeyin
Aşırı alerjik şoka neden olan etkenlerden arı sokması, ülkemizde en sık karşılaşılanlardan. Genetik olarak yatkınlığı olan kişi  alerji yapıcı madde, örneğin arı zehiri ile karşılaşınca bu maddeye karşı duyarlılaşmış, yani alerjik duruma gelmiş oluyor. Bu  kişinin kanında ve dokularında alerjik olduğu maddeye özgü karşıt moleküller birikiyor. Aynı alerji yapıcı madde ile bir kez daha karşılaştığında aniden, çoğu kere  bir kaç dakika içinde anafilaksi belirtileri ortaya çıkıyor. Bu nedenle arı alerjisi olanların açık havada renkli ve açık kıyafetler giymemeleri çok önemli.

Çocukluk aşılarını dahi sağlık kuruluşunda yaptırın
Çocukluk aşıları dahil her tür enjeksiyonu mutlaka bir sağlık kuruluşunda yaptırın ve enjeksiyon sonrası sağlık kuruluşunda en az 15-20 dakika bekleyin. Daha önceden anafilaksi geçirmiş veya geçirme riski olan çocuğunuz varsa mutlaka yanınızda hazır adrenalin enjektörü taşıyın ve gerektiğinde bunu kullanmayı  öğrenin ve  çocuğun yakın  çevresindekilere (öğretmen, bakıcı gibi) öğretin.

Mutlaka kolye veya bileklik taktırın
Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya “Özellikle çok alerjik çocuklarda aniden oluşan ağır anafilaksi tablosu ölümle sonuçlanabilir. O nedenle çocuğunuza, üzerinde alerjisi olduğunu belirten bir kolye veya bilezik taktırın” diyor. 


Alerjik şokun belirtileri
·           Deride yaygın kızarıklık ve kabartı
·           Dudaklar, dil ve boğazda şişme
·           Aşırı hapşırma ve burun akıntısı
·           Nefes almada zorlanma, hırıltı, çarpıntı
·           Baş dönmesi, aniden yere yığılma
·           Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı

Şiddetli alerjik reaksiyona en sık yol açanlar
·           Süt, yumurta, fındık, fıstık, badem, susam gibi yağlı yemişler, balık ve diğer deniz ürünleri
·           Özellikle penisilin ve benzeri ilaçlar, ağrı kesiciler, film çekerken kullanılan maddeler
·           Arı ve diğer böceklerin zehirleri
·           Lateks (kauçuk) içeren tıbbi malzeme ile temas
·           Vücut sıvıları, hormonlar ve aşırı sıcakla temas sonrası anafilaksi görülebiliyor.
·           Sebebi tam olarak bilinemeyen ‘idiyopatik anafilaksi’ de tehdit ediyor.

Alerjik şok sırasında bunlara dikkat!
·           Hastayı hemen sırt üstü yatırın, ayaklarını yükseltin.
·           Hastanın ağzını ve burnunu temizleyin, rahat nefes almasını sağlayın.
·           Anafilaksi, arı sokması sonrası oluşmuşsa arının iğnesini parçalamadan çıkarın ve yara yerini sabunlu su ile yıkayın, aralıklı buz uygulayın.
·           Kan basıncı düşmüş olan hastayı oturtmayın ve aniden ayağa kaldırmayın, ani ölüme yol açabilirsiniz!
·           Anafilaksi tedavisinin  temel ilacı adrenalindir. Eğer hastalar yanlarında daha önceden hekimleri tarafından verilmiş hazır  adrenalin iğneleri taşıyorlarsa bunu hemen uyluğun ön-yan tarafından uygulayın. Ardından acil ambulans çağırın ya da en yakın sağlık kuruluşuna gidin.

“Boğaz ağrısıdır, geçer” demeyin!

Central Hospital’dan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hasan Ünlütürk, iyice soğuyan havayla birlikte görülme sıklığı da artan anjin hastalığı konusunda uyarıyor.




Toplum içinde “bademcik iltihaplanması” olarak adlandırılan anjin, genel olarak değerlendirildiğinde tedavisi kolay bir hastalık türü olarak sınıflandırılıyor. Fakat ihmal edilen ve tedavisi aksatılan anjin, çocukların ciddi sağlık sorunları yaşamalarına neden olabiliyor. Zamanında müdahale edilmeyen anjin, uzun vadede çocukların ateşli romatizmal hastalıklar gibi önemli rahatsızlıklar yaşamalarına yol açabiliyor.

Anjin bademciklerin iltihaplanmasıyla oluşuyor
Tıpta tonsillit olarak adlandırılan anjin, dış çevreden alınan bakteri ve virüslerin bademciklerde oluşturduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Vücuda alınan enfeksiyonlar, boğazda konumlanan bademciklerin kızarmasına, şişmesine ve üst kısımlarının beyaz lezyonlarla kaplanmasına neden olur. Bademciklerin iltihaplanması sonucu da anjin ortaya çıkar. Sonrasında ise hastalığa boğaz ağrısı ve yüksek ateş eşlik eder. Ancak genellikle ateş, hastalığın 3. veya 4. gününde normale döner. Anjin hastalığı, çoğunlukla 5 ile 15 yaş aralığındaki çocuklarda görülür.

Bademcik şişmesi ve ses değişikliğinde anjinden şüphelenilmeli
Boğazda acı ve ağrının karakterize olduğu anjin hastalığının en belirgin özelliği, bademcikler üzerinde oluşan beyaz lezyonlar, bademciklerin şişmesi ve kızarmasıdır. Anjin hastalığında nadiren boyun tutulabilirken, boyundaki lenf bezleri şişebilir. Bunların yanı sıra yutkunurken acı hissedilebileceği gibi ateş, baş ağrısı ve ses değişikliği gibi belirtiler de görülebilir. Ayrıca, kulaklarda ağrıyla da karşılaşılabilir.

Bakteri sebepli anjinler daha ciddi seyrediyor
Anjin hastalığı akut, subakut ve kronik olmak üzere 3 farklı şekilde oluşabilir. Akut anjinler, bakteri ve virüslerle bulaşarak kendini gösterirken, bu anjinler daha ciddi seyreder. Genellikle çocuklarda görülen bakteri sebepli anjinlerin, halsizlik, iştahsızlık, huzursuzluk gibi etkileri vardır. Bu anjin ayrıca, sıklıkla yüksek ateş, baş ağrısı, eklem ağrıları ve öksürüğe neden olur. Çocukları olumsuz etkileyen anjin için mutlaka gerekli tedaviye başlanmalıdır. Anjin hastalığı yaşayan çocuklar ayrıca, istirahat ve iyi beslenmeye teşvik edilmelidir.

Anjin, ateşli romatizmal hastalıklara zemin hazırlayabilir
Anjin, beta hemolitik streptokok enfeksiyonlar sonucu oluşmuş ise ekstra bir özen gerektirir.
Tedavi edilmediğinde ateşli romatizmal hastalık şeklinde ağır bir form alabilir. Bu nedenle uygun tedavi ve yöntemler acilen tespit edilmeli ve en kısa sürede tedaviye başlanmalıdır.

Anjin bulaşıcıdır, dikkat!
Anjin tedavisinde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Yatak istirahati, yumuşak ve sulu gıdalarla beslenme ve bol sıvı tüketiminin sağlanması bunların başında gelir. Bakteriyel anjinde ise hızlıca uygun antibiyotik tedavisine başlanmalı, bu tedavi 7-10 gün devam ettirilmelidir. Anjin tedavi edilmediği durumlarda, okulda diğer çocuklar arasında ve aile içinde bulaşarak yayılabilir. Uygun antibiyotik tedavisi 24 saat içinde bulaşıcılığı engelleyecektir.

Anjini bulunan çocukların başkalarıyla teması önlenmeli
Bazı unsurlara dikkat edildiğinde anjinin yayılma riskini azaltmak mümkün olabiliyor. Bunlardan en önemlileri, gerekli hijyen önlemlerinin alınması, anjini bulunan çocukların başkalarıyla yakın temasının önlenmesi ve okul döneminde yaşanan anjinlerde çocuğun okula gönderilmemesidir. Ayrıca anjin hastalığı yaşayan çocukların bardak ve biberon gibi kişisel eşyalarının ve oyuncaklarının sağlıklı çocuklarla temas ettirilmemesi alınacak diğer önlemler arasındadır.


Beşinci hastalığa dikkat...


Çocuklarda sık görülen rahatsızlıklardan biri olan beşinci hastalık, kış aylarında artış gösteriyor. Halk arasında “tokatlanmış yanak sendromu” olarak bilinen bu hastalıkta, yanaklarda yaygın olarak kızarıklık görülüyor. 



Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Okutan, beşinci hastalık ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Alerjik hastalıklarla karıştırılabiliyor
5. hastalık, iyi seyirli, döküntülü hastalıklardan biridir. Özellikle kış aylarının başlarında sık görülmektedir. Ateş, halsizlik ve döküntü ile kendini gösterir. Döküntüler oldukça yoğun ortaya çıkabilir. Alerjik, ürtikeryal döküntülerle ya da diğer döküntülü hastalıklarla karıştırılabilir. Bunun için şu belirtilere dikkat edilmelidir:
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Özellikle yanak bölgesinde kızarıklık ortaya çıkar. Döküntü yüzden başlar ve sanki bir selülit gibi geniş bir alanı tutar. Alerjideki gibi dağınık ve düzensiz bir görüntü değildir.
Kızarıklık kalıcı iz bırakmıyor
Hastalığın neden olduğu kızarıklık kalıcı bir iz bırakmaz. 2-3 gün içerisinde döküntüler solar ve kaybolur. Kaşıntı genellikle olmaz. Döküntüler baş bölgesinden başlar, aşağıya doğru yayılım gösterir. 2-3 gün içerisinde, en fazla da 7 günde bu döküntüler solup kaybolur. Ailelerin bu süreçte en azından 1-2 gün çocuğu okula göndermemesi gerekir. Çocuğun dinlenmesi ve bulaştırıcılık riskinin azaltılması açısından bu konu önemlidir.

Ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekiyor
Bütün çocuklarda görülebilen beşinci hastalığın bağışıklığın zayıf ya da güçlü olması ile birebir ilişkisi bulunmamaktadır. Özellikle okul çocuklarında daha yoğun görülür. Süt çocuklarına nazaran kreş yaşından sonra görülme sıklığı artmaktadır. Her viral döküntülü bir hastalık başka bir hastalığın kapısını aralar. Bağışıklığı biraz daha düşürür. Bu açıdan ailenin bilinçli olması ve çocuğun doğru takip edilmesi önemlidir.

Döküntü olmadan da hastalık bulaşabiliyor
Bulaşma riski yüksek olan beşinci hastalık, döküntüler ortaya çıkmadan önce de bulaşabilir. Hastalık, tükürük ve damlacık yoluyla yayılır, nefesle de taşınır. Döküntü ortaya çıkmadan da çocuklar birbirine bu hastalığı aktarabilmektedir. Döküntü esnasında suçiçeği ya da kızamık kadar yoğun bulaştırıcılık riski olmasa da her döküntülü hastalık gibi dikkatli olunmalıdır.

Suçiçeği ile kolaylıkla ayırt edilebilir
Döküntüler yüzde, ellerde, kollarda ve bacaklarda ve gövdede görülür. Suçiçeği ve el-ayak-ağız hastalığı benzer virüslerdir. Sinek ısırığı gibi başlar, içi su dolu küçücük keseciklere döner. 5. hastalık gibi yaygın, ciltte herhangi bir açıklık ya da kuruluğa yol açmayan, özellikle yanaklarda daha birbiriyle birleşik, gözde de kabarık olmayan makül denilen, cildin altında pembe kızarıklıklar şeklinde alerjik döküntüye daha çok benzer ama suçiçeği ile ters döküntülerdir. Bu bakımdan ayırt edilmesi son derece kolaydır.

Tedavi edilmezse başka bir hastalığın kapısını aralayabilir
Beşinci hastalığın tedavisi belirtilere göre planlanmaktadır. Döküntüler eğer hastayı rahatsız edecek seviyeye geldiyse alerji ilaçları ile döküntülerin daha hızlı solması sağlanabilir. 1–2 gün istirahat edilmesi önemlidir. Zamanında tedavi edilmezse çocukta üst solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı, grip ve diğer ateşli hastalıklarla ilgili riskler artmaktadır.

Ateşin kontrol altına alınması önemli
Çocuklarda ateş konusunda dikkatli olunmalıdır. Bir hastalığın çoğu zaman ön habercisi ateş olur. Viral hastalıklarda özelikle beşinci hastalıkta döküntüyle birlikte ateş görülür ancak birkaç gün içerisinde hem döküntü hem ateş ortadan kalkar. Fakat daha sonra yeni bir ateş daha görülüyorsa altta yatan farklı bir neden var mı diye düşünülüp başka hastalıklar açısından da değerlendirme yapılması gerekebilir. Mümkün olduğunca genel halinden emin olunan, 48 saat kadar ateşi normal olan ve döküntüleri artık olmayan çocuklar okula gidebilir.

Bin bebekten sekizi kalp hastası...


Genetik özellikler, hamilelik döneminde kullanılan bazı ilaçlar ve geçirilen enfeksiyonlar gibi birçok sebep, bebeklerin kalp hastalığı ile doğmasına yol açabiliyor. 





Hamilelik sürecinde yapılan düzenli takiplerle doğuştan kalp hastalıkları anne karnında kontrol altına alınıp, tedavi edilebiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler, anne karnında tanısı konulabilen kalp hastalıkları ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

Bebeğinizin kalp sağlığından anne karnında emin olun
Doğuştan kalp hastalıkları, hamilelik sürecinde tanısı konulabilen ve bebeğin doğumu ile kalbinde bulunan yapısal hastalıklardır. Araştırmalar her yeni doğan bin bebekten 8’inin kalp hastalığı ile doğduğunu göstermektedir. Bir hamilelik sürecinin 19. gününde bebeğin kalbi gelişmeye başlar. Bebeğin kalbi hakkında ise 16. haftadan itibaren bilgi almak mümkün olur. Anne adayları 16. haftadan itibaren “fetal ekokardiyografi” ile ultrason taramaları yaptırmalı ve bebeğin kalp sağlığı hakkında bilgi almalıdır. Bu taramalarda ortaya çıkan rahatsızlıkların kesin tanısı 22. hafta itibari ile kesinleşmektedir. Yapılan fetal eko incelemesiyle anne karnında tüm kalp hastalıkları belirlenebilmektedir.

Fetal eko anne ya da bebeğin sağlığına zarar vermez
Anne karnındaki bir bebeğin kalp hastalığı konusunda kesin tanısı konulabilmesi için fetal eko önemli bir tanı aracıdır. Ultrasonografik dalgalar ve özel sistemler ile bebeğin kalbi anne karnında değerlendirilmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalar da fetal eko incelemesi annenin ya da bebeğin sağlığına kesinlikle zarar vermediğini ortaya koymaktadır.

Kimler kesinlikle fetal eko yaptırmalı?
Fetal eko hamile olan her kadına yapılabilir; ancak genellikle anne adayının takibini yapan kadın doğum doktorunun bu konuda bir sorun fark etmesi ve yönlendirmesi ile yapılmaktadır. Ancak anne adayının kendisinde ya da ailesinde kalp, diyabet ya da lupus hastalığı varsa kızamıkçık gibi viral enfeksiyon geçirmişse, aşırı alkol ya da uyuşturucu kullanılmışsa, radyasyona maruz kalınmışsa anne adayları kesinlikle fetal eko yaptırmalıdır. Tüm bu sebepler kalp hastalıkları için risk faktörlerini oluşturmaktadır.

Bazı kalp hastalıkları anne karnında tedavi edilebilir
Anne karnında 22. hafta itibari ile karıncıklar arası delik (vsd), kalp kapak darlıkları, kulakçıklar arasında geniş delik (asd), kalpten çıkan ana damarların yer değiştirmesi (tga) gibi birçok kalp hastalığının tanısı konulabilmektedir. Yine bu inceleme ile kulakçıklar arasındaki delik (pfo) ve aort ile akciğerlere kan götüren damar arasındaki açık olan damar; yani ductus arteriozus gibi sorunlar da saptanabilmektedir. Bunlar normal oluşumlardır. Kalp, anne karnında normal işlevini yapabilmektedir. Bu iki oluşum bebek doğduktan bir müddet sonra değişik mekanizmalarla kapanarak işlevlerini tamamlamaktadır. Ancak kapanmama gibi bir durum söz konusu olmuşsa, vakanın durumuna göre ameliyatsız yöntemlerle ya da cerrahi müdahaleler ile kapatma işlemleri gerçekleştirilir. Kalp kapak darlıkları, ritim bozuklukları gibi kalp problemleri de anne karnında yapılacak girişimlerle tedavi edilebilmektedir.

Cerrahi müdahale söz konusu olabilir
Anne karnında saptanan bazı kalp problemlerinde, doğumdan sonra tedavisinin sağlanması için kontrol altında tutulması gerekebilir. Bu konuda düzenli kontrollerle hastanın takibi devam eder ve bu konuda önlemler alınır. Örneğin kalp damarlarının farklı yerlerden çıkması (tga), mor çocuk hastalığı olarak bilinen triküspid atrezisi gibi sorunlarda bebek doğar doğmaz cerrahi girişim gerekebilir. Kadın doğum, pediatrik kardiyolog ve kalp cerrahi uzmanı kontrolünde değerlendirilmeli ve tedavi planı çizilmelidir. Tedavi gören bebeklerin büyük bir çoğunluğu da operasyon sonrası normal yaşamlarına devam edebilmektedirler.

Çocuklardaki inek sütü alerjisine dikkat

İnek sütü kimi çocuklarda kaşıntı, vücutta döküntü, ishal ve kusma gibi alerjik belirtilere sebep olabiliyor.


Genellikle inek sütü proteinlerinin vücuda alınması ve vücudun İmmünoglobulin E (IGE) aracılığı ile tepki vermesi ile ilk inek sütü alerji belirtilerinin oluştuğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kılıç “Belirtiler arasında kaşıntı, vücutta döküntü, ishal, kusma gibi bulgular var. İnek sütüne alerjisi olan hastalarda bazı besin alerjilerinde de risk artmış olabilir; mesela domates, çilek ve çikolata gibi ürünlerde IGE aracı olmaksızın direkt histamin salınımı ile alerjik reaksiyonlar gelişebilir. Bu ise kişinin atopik bünyesi ile ilişkilidir. Bu nedenle hastaların kardeş olsalar dahi aynı hastalık varlığında aynı klinik oluşturacağı yorumu yapılmamalıdır. Her hasta için hastalığın şiddeti farklıdır” dedi.

Hasta çocuk anne sütü alıyorsa, anne de inek sütü tüketmemeli
Tanı alan hastalarda korunmanın en önemli tedavi şekli olduğuna değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kılıç “İnek sütü alerjisi olan hastalarda çoğunlukla 2 yaş civarında alerji baskılanır, bu nedenle inek sütü içermeyen özel mamalar bebekler için üretildi. Eğer hasta anne sütü alıyorsa annenin inek sütü ve hatta inek eti diyeti yapması gerekiyor. Çünkü ette bulunan proteinler de anne sütüne geçerek benzer etkiler oluşturur. Bu hastaların çoklu besin alerjilerine yatkınlığı fazla olduğu için yumurta, fındık, fıstık ve deniz ürünleri gibi besinler verilirken dikkat edilmesi gerekli. Ayrıca IGE aracılı olgularda kandan bakılan spesifik IGE ve deriden bakılan prick testi de tanı için yardımcı testlerdir. Testin negatif olması hastalığı ekarte ettirmez. Laktoz intoleransı ile alerjiden farklı olarak laktaz enzim eksiliği olup sütü sindirimde sorun vardır ve hazımsızlık, şişkinlik kusma ve ishal ile kendini belli eder. Alerjide olduğu gibi süt diyeti ile semptomlar geriler, tanı laktaz eksikliğini göstermekle konulur. Tedavide laktaz enzim takviyesi yapılır” açıklamasında bulundu.

Bebeğin rahat uyuması için 5 öneri


Yeni doğanların ve bebeklerin uykuya dalamaması, az uyuması, uyurken sık sık uyanması ve uyandığında yeniden uykuya geçememesi uyku bozukluğunun habercisi olabilir. İşte bebeklerin daha rahat uykuya dalabilmesi için 5 önemli tavsiye...




Kaliteli ve iyi bir uykunun bebeğin beden ve zihin sağlığı açısından kritik önem taşıdığını söyleyen Emsey Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şemsettin Ayçiçek, bebeklerde uyku yönetiminin mümkün olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Ayçiçek, “Yenidoğan bebekler günde 16-20 saat uyuyabilir, 2-3 saatte bir uyanıp anne sütü alıp uyumaya devam ederler, bu dönemde gece gündüz ayrımı da yoktur. 2 aydan sonra geceleri daha uzun uyumaya başlayan bebekler, 6 aydan sonra genellikle 10-12 saat uyurlar. Bebeklerin kesintisiz uykuya geçme dönemleri ise 3 yaşında başlar. Bu süreçte bebeğinizi iyi gözlemlemelisiniz. Normalin dışında bir durum fark ederseniz mutlaka öncelikle hekiminize danışmalısınız çünkü bebeğiniz uyku bozukluğu yaşıyor olabilir” diye konuştu.

Anne depresyondaysa bebekte uyku bozuklukları görülebilir
Uyku bozukluklarının önde gelen nedenlerinin fiziksel ya da duygusal kaynaklı olabileceğini açıklayan Uzm. Dr. Ayçiçek, bu noktada ailelerin tutumlarında yetersizlik veya olayın üzerine aşırı gitme gibi davranışların uyku sorunlarını ciddi boyuta taşıyabileceğini belirtti. Uzm. Dr. Ayçiçek hekimin rolünün aileleri uyku hijyeni açısından eğitmek olduğunu belirterek davranış temelli uyku problemlerinin gelişmesini önlemenin mümkün olduğunu söyledi. Uyku bozukluklarının prematüre ve uyumsuz bebeklerde daha sık görülebileceğini açıklayan Ayçiçek sözlerine şöyle devam etti: “Bebeğin aç veya aşırı tok olması, gazının çıkarılmaması, altının temiz olmaması da uyuma güçlüğüne neden olabilir. Gastroosefajial reflü, kulak enfeksiyonu, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, çocuğun büyüme atakları ve diş çıkarma gibi faktörler de uyku düzenini etkileyebilir. Bu açıdan mutlaka bebekte tıbbi bir sorunun olup olmadığı araştırılmalı ve gerekmesi halinde tedavi programı uygulanmalıdır. Ayrıca herhangi bir nedenden dolayı anne babadan ayrı kalan, aile içi stresi hisseden ve annesi depresyon veya ruhsal sorunlar yaşayan bebeklerin de uyku bozukluğu yaşayabildiği gözlemleniyor.”

Bebeğinizin rahat uykuya dalması için Uzm. Dr. Ayçiçek aşağıdaki 5 tavsiyede bulundu:
1. Bebekler loş, sessiz ve ortalama 20-24 derece ısısı olan güvenli bir ortamda uyutulmalıdır.
2. Bebekler 1 yaşına gelinceye kadar yastık kullanılmamalıdır.
3. Uykudan önce banyo yapması uykuya dalmayı kolaylaştırabilir.
4. Bebeğinizin uyku saatlerinin farkına varması sağlanmalıdır. Bunun için uyurken mutlaka odasını karartın. Ayrıca bebeğiniz öğle uykusundan uyandığı zaman mutlaka perdeleri açıp gün ışığını içeri sokarak gece gündüz farkını anlamasını sağlayın.
5. Uyku öncesi bebeğinize yapacağınız 15 dakikalık bir masaj onun uykuya dalmasını kolaylaştırabilir.

Çocuğun beslenme çantasında neler olmalı?

Gününün büyük bir kısmını okulda geçiren çocuklar için beslenme çantaları ve atıştırmalıklar beslenmeleri konusunda önemli rol oynuyor. 




Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yeni Doğan Uzmanı Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, okul döneminde sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi.

Yemek saatleri okul saatlerine uygun olmalıdır
Çocukların sağlıklı ve düzenli bir beslenme düzenli oluşturması, büyüme ve gelişmelerinin yanı sıra okul başarıları için de gereklidir. Dengeli, yeterli ve sağlıklı beslenme çocuklarda okul başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Öncelikle yemek saatleri, okul saatlerine göre belirlenmelidir. Sabahçı, öğlenci veya tam gün olan okullara göre; kahvaltı, öğle ve akşam yemek saatlerinin yanı sıra, ara öğünler de ders aralarına ve teneffüslere göre planlanmalıdır.

Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocukların obeziteye yatkınlığı artıyor
Özellikle kahvaltı alışkanlığı edinmek bu yaşlarda oldukça önem taşır. Vücudun ihtiyaç duyduğu en gerekli besin kaynakları bu öğünde karşılanır. Çocukların kahvaltıda tüketeceği içecek ise süt olmalıdır. Ancak çocuk süt tüketmiyorsa içine bal, pekmez veya 1 tatlı kaşığı kakao da konulabilir. Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocukların metabolizmalarının yeteri kadar çalışmaması, ileri yaşta obeziteye yatkınlığı artırmaktadır. Kahvaltıda yumurta, peynir ve zeytin gibi besin değeri yüksek gıdalar tüketilmeli, simit ve poğaça gibi ağır hamur işi gıdalardan uzak durulmalıdır. Bunun yanında tam tahıllı ekmek ve süt tüketemeyen çocuklar için meyve suyu da tercih edilebilir. Mevsime göre domates ve salatalık gibi sebze türevleri de menülere eklenebilir.

Çocuğunuzun tüketebileceği besinler seçin
Çocuklarının beslenme çantasını hazırlayan aileler, kahvaltı ve öğlen yemeği arasındaki süreci ara öğün olarak değerlendirmelidir. Tam tahıllı sandviç ekmeği arasına; peynir veya ızgara köfte veya ızgara tavukla beraber yeşillikler konabilir. Yanında da ayran veya süt ile tüketilebilir. Ancak bunun için çocuğun tüketebileceği besinler de özenle seçilmelidir. Doğru beslenen çocuklarda zihin performanslarının daha iyi olduğu yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Çocuklara ara öğünlerde abur cubur, bisküvi, çikolata yerine meyve, fındık, ceviz ve badem gibi hem vitamin hem de mineral içeren sağlıklı besinlerin yedirilmesi gerekir. Çocukların okul döneminde fiziksel aktiviteleri de yoğun olduğundan bu besinler onlar için doğru enerji kaynağı olacaktır.

Beslenme çantası için örnek menüler;
  • Peynirli tost veya sandviç 1 ayran / Küçük salata veya söğüş / Kuru meyve karışımı
  • Tam tahıllı ekmekle hazırlanmış sebzeli, tavuklu sandviç / Ayran 1 dilim kek
  • 2-3 dilim peynirli veya sebzeli börek / Evde yapılmış az şekerli meyve kompostosu /
    Sütlaç ya da puding gibi sütlü bir tatlı

Bebeğinizi Hastayken Öptürmeyin!

Bebekler 2 Yaşına Kadar Hangi Virüse Karşı Tehdit Altında!


Bebeklik ve çocukluk döneminde alt solunum yolları enfeksiyonunun en yaygın sebebi olan RSV, ülkemizde sonbahar ve kış aylarında sıklıkla görülüyor. Bebeklerde bronşiolit, zatürre gibi ciddi hastalıklara neden olan virüs, prematüre bebeklerde, kalp ve akciğer hastalığı olan savunma sistemi zayıf çocuklarda hayati tehlike yaratıyor.
Sonbahar - kış aylarında bebeklerin ve çocukların sıklıkla hasta olmalarına neden olan Respiratuar sinsityal virüs (RSV) çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan en yaygın ve bulaşıcı virüslerden biri. Her yerde bulunabilen bu virüs iki yaşına kadar hemen hemen tüm çocukların hastalanmasına neden oluyor. RSV, bebeklerde bronşiolit (küçük hava yolları enfeksiyonu) ve pnömoni (zatürre) gibi yaşamı tehdit eden ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor. RSV virüsü hakkında bilgi veren Okan Üniversitesi Hastanesi Yeni Doğan Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şenol Bozdağ, virüsün özellikle yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde ciddi salgınlara neden olabildiğine dikkat çekiyor.
Prematüre bebekler, kalbinde, akciğerin sağlık sorunu olan ve savunma sistemi zayıf olan çocuklar yüksek riskli grupta yer alıyor. Yrd. Doç. Dr. Şenol Bozdağ, virüsün bu grupta ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açtığını ifade ediyor. Dr. Bozdağ “Ayrıca bebeklikte geçirilen RSV enfeksiyonları daha sonraki yıllarda reaktif hava yolu hastalığı gelişimine yol açabilir” diyor.


Bebeklerin Yarısı Kış Aylarında RSV İle Tanışıyor!

RSV çok bulaşıcı bir enfeksiyon etkeni olup, insandan insana temasla, eşyalarla veya damlacık yoluyla bulaşıyor. Kuluçka süresinin birkaç gün ile bir hafta arasında değişiklik gösterdiğini belirten Dr. Bozdağ şöyle devam ediyor: “Viral çoğalma bebeklerde ve bağışıklık sitemi (immünitesi) yetersiz kişilerde fazla ve uzun sürelidir. Doğal bağışıklık yetersiz olup tekrarlayan enfeksiyonlar sıktır. Hastalık ülkemizde sıklıkla sonbahar-kış mevsiminde görülür. Bebeklerin yarısı kış aylarında RSV bulaşıcılığı ile karşılaşır. İki yaşına kadar hemen her çocuk enfeksiyona yakalanarak 2 yaşına kadar yüzde 95 kan pozitifliğine ulaşır.”

Özellikle bir yaşın altındaki küçük çocuklarda RSV çok daha şiddetli olabiliyor, bronşiolit ve pnömoniye yol açabiliyor. Böyle hastaların hastaneye yatırılması gerektiğini vurgulayan, Okan Üniversitesi Hastanesi Yeni Doğan Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bozdağ, “Damardan sıvılar, oksijen ve nemlendirilmiş hava ile tedavi gerekli olabilir ve daha ciddi vakalarda solunum cihazlarıyla solunum destek ihtiyacı oluşabilir” diyor.
Bebeklerin yaşı ne kadar küçük ise hastalığa yakalanma riski o kadar artıyor. Altı ayın altındaki prematürede, oksijen ihtiyacı olan kronik akciğer hastalıklı bebekler, bağışıklık sistemi yetersizliği ve doğumsal kalp hastalıklı çocuklar şiddetli enfeksiyon için en riskli grupta yer alıyor.

Burun Akıntısı, Öksürük, Ateş İle Ortaya Çıkıyor
Virüsün tanısı burun-boğaz salgılarında viral RNA saptanması ile konuyor. RSV enfeksiyonu çocukluk çağında en sık burun akıntısı, öksürük ve ateş ile birlikte üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde görülüyor. Daha sonra, zorlu nefes alma, orta kulak iltihabı, broşiolit ve zatürreye yol açıyor. Küçük yaşlarda geçirilen RSV alt solunum yolu enfeksiyonu ile ileri yaşlarda reaktif hava yolu hastalığı gelişimi arasında bağlantı olduğu bildiriliyor.
Çocuklara evde ilaç tedavisi uygulanabileceği gibi bazı durumlarda hastaneye yatırılmaları da gerekebiliyor. Apne (nefes durması), siyanoz (morarma), taşipne (solunum sayısının artışı), oksijen satürasyonun düşük olması, solunum güçlüğüne bağlı beslenme güçlüğü, kardiyak hastalıkların eşlik etmesi hastaneye yatırma kriterleri arasında yer alıyor.

İşte alınacak önlemler...
Alınacak önlemlerle bebeklerin ve çocukların RSV ile karşılaşma oranları azaltılabiliyor. Dr. Bozdağ, “RSV damlacık yolu ve eşyaları temas aracılığıyla bulaştığından bebeğin, nezle benzeri şikâyetleri olan kişilerle (kardeş, akraba, komşu vb) temasının engellenmesi gerekir” diyor. Yrd. Doç. Dr. Şenol Bozdağ, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor;
  • Bebeğe dokunmadan önce eller su ve sabunla yıkanmalı,
  • Bebeğin yanında sigara içilmemeli,
  • Bebeği kalabalık ve toplu yaşanan yerlere götürülmemeli (toplu taşıma araçları, eğlence merkezleri, kreş, okul vs).
  • Solunum yolları enfeksiyonu şüphesi veya ateşi olan kişi ve çocukların bebeğe teması önlenmeli; ebeveynlerin benzer şikâyetlerinin olması durumunda maske kullanılmalı.
  • Bebeğin oyuncakları ve kullandığı malzemeler temiz tutulmalı.
  • Bebeği öpmekten kaçınmalı.
RSV’nin tam bir tedavisi olmasa da destekleyici tedavi uygulanabiliyor. Oksijensizliği önlemek, sıvı alımı düzenlemek, bronş kasılmalarını ve alevlenmeleri azaltmak tedavinin ana hatlarını oluşturuyor. Düzenli olarak ilaç kullanımı da hastalığın etkilerini hafifletiyor.

Çocuğunuzda diş sıkma problemi varsa tedbirini alın...

Diş gıcırdatma çocuklarda sık rastlanılan bir sorun. Özellikle uyku sırasında yapılan gıcırdatmalar aileler tarafından daha kolay fark edilebiliyor. Nedenleri gelişimsel olabileceği gibi psikolojik ve sistemik bazı sorunlardan da kaynaklandığından tedavinin nedene bağlı yapılması gerekiyor. 



Diş Hekimi Rüyan Genç Tunç, bebeklerde ve çocuklarda diş gıcırdatmayla ilgili şunları söylüyor:
Diş gıcırdatma tıp dilinde Bruksizm olarak adlandırılır. Genellikle uyku sırasında, dişleri bilinç dışı bir şekilde sıkarak yapılan bir eylemdir. Çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığı genellikle aileler tarafından rahatça fark edilmektedir. Aslında çocuklarda yoğun karşılaşılan durumlardandır.  

Diş gıcırdatma üç ana grupta toplanır. 

- Daimi dişlenmeye geçildiğinde, yani karma dentisyon dediğimiz sırada, süt dişlerini dökme esnasında meydana gelen biyokimyasal ajanlar ve buna bağlı diş sıkma
- Sistemik birtakım problemlere bağlı diş sıkma (bağırsak parazitleri, sinüs akıntıları vb.)
- Çocuğun yaşadığı psikolojik etkenlere bağlı diş sıkma; yeni kardeşinin olması, anne-babanın kavgaları ya da okul başarısızlıkları gibi etkenlere bağlı olabilir.

Çocuklarda diş gıcırdatma tespit edildiği andan itibaren, en önemli sorun, neden oluştuğunu bilmektir. Eğer bu büyüme gelişme sırasında oluşan bir süreçse, tedavi etmek gibi bir şey düşünülmez. Ancak sebep sistemik bir rahatsızlıksa; mesela nazofarengeal bir akıntı, sinüs akıntısı varsa ya da bir bağırsak problemi veya endokrin ile ilgili hormonal bir problem varsa, ilgili doktorun buna yönelik bir tedavi uygulaması gerekir. Çocukta eğer psikolojik bir sorun varsa, zaten aile bunu tespit etmekte çok fazla zorlanmaz. Bu durumda etkenin belirlenmesi ve ortadan kaldırılması önemlidir. Sonrasında palyatif tedaviye geçilebilir.

Önce nedeni bulunmalı?

Diş gıcırdatmaya neden olan etken ortadan kaldırıldıktan sonra sıkma devam ediyorsa ve bu durum rahatsızlık verecek derecede ise ağız içerisine ufak bir aparey hazırlanabilir. Bunun yanı sıra çocuğun ağız içerisindeki dolgularının kontrolü de önemlidir. Çünkü süt dişlerinde yüksek yapılmış bir dolgu ya da yanlış kapanışlar diş sıkmaya neden olabilir. Bir diş hekiminin bunu tespit ederek aileyi yönlendirmesi gerekir.
Sistemik rahatsızlıklar söz konusu ise; bazen bağırsaklarında parazit olduğu düşünülen çocuklar bile sadece diş sıkmayla tespit edilebilir. Çünkü bağırsak parazitlerinin yarattığı spazm tükürük akışını arttırarak, kaslarda kasılmaya sebep olabilir ve bundan dolayı çocuk uyurken dişlerini sıkıp gıcırdatabilir. Bu tip durumlarda, diğer sebepler elimine ediliyorsa, sistemik rahatsızlığın tespiti için çocuk doktoruna başvurmakta fayda vardır.

Nedene göre tedavi yapılır

Bruksizmin tedavisi sebeplerle direkt alakalıdır.
Eğer çocuğun sistemik rahatsızlığı ve buna bağlı diş gıcırdatması varsa; bu problemin tedavi edilmemesi vücutta başka sorunlara yol açabileceği için öncelikle o sistemik durumun ortadan kaldırılması gerekmektedir. Tedaviye paralel olarak da diş sıkma ve gıcırdatma da ortadan kalkmaktadır.
Eğer bu psikolojik bir sorunsa ve devamlılığı varsa bu da ayrı bir sorun teşkil etmektedir. Burada, sorunu kaldırmaya yönelik aile ve hekimin birlikte çalışması ve bu süreç içerisinde çocuğa diş sıkmayı engelleyici geçici bir aparey hazırlanması gerekmektedir.
Bunların dışında normal büyüme gelişmeyle ilgi bir diş sıkma ve gıcırdatma varsa; bu zaten çocuk diş değiştirdikçe ortadan kalkacak ve bir problem teşkil etmeyecektir.
Öte yandan süt dişlerinde meydana gelen diş sıkma ve gıcırdatmalarda karşılaşacağımız diş aşınmaları daimi dişlerde de sorun teşkil edebilir. Bu nedenle bir yandan sıkmanın sebebi tespit edilirken, bir yandan da diş hekimiyle iletişime geçilmelidir.
Diş hekimi tarafından aşınmaya meyilli yüzeyler için koruyucu florlu ajanlar uygulanabilir. Daimi dişlere yönelik birtakım planlamalar yapılabilir. Bunlar çocuk daimi dentisyona geçtiğinde ortadan kalkacağını düşündüğümüz için basit koruyucu yöntemler olabilir.

Çocuğun geleceği için tedavi şart!

 “Gıcırdatma ilerleyen yaşlarda da devam eder mi ve devam ederse de ne gibi sonuçlar ortaya çıkarır?” gibi sorularla da karşılaşabiliriz. Eğer etken psikolojikse, çocuk büyüdüğü zaman da aynı şekilde devam edebilir. Çünkü streslere verdiği cevap olarak bunu uykuda çözme ve diş sıkma gibi bir alışkanlık vardır. O zaman ciddi problemlerle de karşılaşma olasılığı yüksektir. Çünkü diş sıktığı için bütün çiğneme kasları ve yüz kaslarında da devamlı bir stres ve gerilim olacağından ileride eklem rahatsızlıkları boyun ve sırt ağrılarına sebep olabilir.
Aynı zamanda dişsel olarak da; diş eti çekilmeleri, diş yüzeyinde aşınmalar ve çene yüksekliğinde azalmalara sebep olarak, hem fonksiyonel hem de psikosomatik bir takım bulgular da ortaya çıkabilir. Yani dişini sıktığı için başı ağrıyabilir, sırt ve boynu ağrıyabilir. Aynı zamanda dişleri aşındığından çürüğe karşı daha dayanıksız hale gelebilir. Bunların hepsi eğer psikolojikse ve çocukluk döneminde başlamışsa, aslında bizim için uyaran olup, çocuğun bu stresini ortadan kaldırmaya yönelik birtakım tedavileri seçmemizde büyük faktördür. Çocuğun stresi o dönemde azaltılırsa, ileride daha dirençli olması ve böylece diş sıkmaması sağlanmış olur.

Ailelere bilgi: Çocuklarınız tatilde oyun oynasın

İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümü Yüksek Lisans Çocuk-Ergen Alt Dal Program Direktörü Yrd. Doç. Dr. Elif Akdağ Göçek, oyunun çocuk gelişimindeki önemine dikkat çekerek, yaklaşan sömestr tatilinde anne babalara rehberlik edecek açıklamalarda bulundu.


İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümü Yüksek Lisans Çocuk-Ergen Alt Dal Program Direktörü Yrd. Doç. Dr. Elif Akdağ Göçek, oyunun çocukların hem bilişsel hem de fiziksel gelişimi üzerinde olumlu etkileri olduğunu vurguladı. Sömestr tatiline az bir süre kala ailelere rehberlik edecek bilgiler veren Göçek, çocukların tatilde oyun oynamasının önemli olduğunu belirtti.

Göçek, oyunun çocuğun vücuduyla ve çevresiyle daha iyi bir ilişki kurmasına olanak verdiğini, motor gelişimine yardımcı olduğunu belirtti. Oyunun, çocukların bilişsel gelişiminde de çok önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Göçek, şunları söyledi: “Oyunlar, çocukların yeni bilgiler öğrenmesine fırsat yaratır. Öğrenilen yeni bilgiler oyun içinde tekrar edildikçe daha iyi hatırlamasını sağlar. Örneğin nesnelerin üst üste konulması ya da birleştirilmesiyle oluşturulan bir ev, çocuğa ağırlık, büyüklük ve küçüklük gibi birçok kavramı anlama ve deneme fırsatı yaratır.”

Sosyal Becerileri Gelişiyor
“Oyunların bir başka önemli katkısı da çocuklara sosyal beceri kazandırmasıdır” diyen Yrd. Doç. Dr. Elif Akdağ Göçek, “Toplumsal yaşamın en önemli unsuru olan sosyal ilişki kurallarını çocuklar, en iyi oyunlar sırasında öğrenir. Bir başkasını beklemeyi, isteklerini durdurmayı, paylaşmayı, başkalarıyla oynadıkları oyunlarda yaşayarak öğrenir. Oyunlar, çocukların kendilerini ifade etme, isteklerini başkalarına anlatma gibi birçok sözel iletişim becerilerinin ilerlemesine de destek verir. Çocuk oyunlar sayesinde kişilerarası ilişkileri anlar; davranışlarını karşısındakine göre ayarlamayı öğrenir. Sosyal becerinin en önemli unsurlarından olan kendini başkasının yerine koyma ve anlama becerileri de yine oyun sayesinde artar” dedi.

Duyguları Tanıyor
Göçek’e göre oyunlar çocukların duyguları tanımasına da yardımcı oluyor: “Duyguların en çok ifade edilip, fark edildiği oyunlar ise hayali oyunlar. Çocuklar bu oyunlarda başlarından geçen olayları, korku ve endişelerini çok daha rahat sergileyebilir. Kelimelerle anlatamadıkları birçok duygu ve düşünceleri bu oyunlarda karşımıza çıkar.”

Oyunlarda Tekrar Eden Konulara Dikkat
Son yıllarda yapılan araştırmaların çocuklarıyla oyun oynayan ebeveynlerin onlarla daha az sorun yaşadığını gösterdiğinin altını çizen Göçek, şöyle devam etti: “Araştırmalar özellikle, ebeveynlerin çocuklarını yönlendirmeden sadece takip ettikleri, onları anlamaya çalıştıkları oyunların önemini vurguluyor. Bu noktada ebeveynlerin oyun oynarken, çocukların endişelerini, isteklerini, duygularını rahatça konuşmasına yardım etmesi önemli. Anne babalar, oyunlarda tekrar eden konulara da dikkat etmeli ve çocuklarını endişelendiren, mutlu eden, yaratıcılıklarını artıran düşüncelerin oyundaki gelişimini izlemeliler. Oyuncak seçiminde ise, yaşlarına ve fiziksel gelişimlerine uygun nitelikte, günlük yaşamda oynamalarına imkan verecek oyuncaklara sahip olmalarına dikkat edilmeli. Oyuncak seçiminde kız ve erkek cinsiyet ayrımı yapılmamalı. Erkek çocuklar aile figürleriyle (anne-baba, vs) kız çocukları da arabalarla oynayabilmeli. Özellikle günlük yaşamlarında onları etkileyen olayları canlandırabilecekleri, taşıtlar, kuklalar, bebekler, telefonlar, ev mobilyaları, mutfak ve doktor malzemeleri, evcil ve vahşi hayvanlar gibi birçok oyuncağa yer verilmeli.”

Hamilelikte bu testler önemli!

Hisar Intercontinental Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İrem Cansever, hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında yapılması gereken tetkikleri anlattı…



“Hamilelik öncesinde mutlaka Pap-Smear, kan sayımı, TSH tetkikleri ve ultrasonografik muayene yaptırılmalı” diyen Op. Dr. İrem Cansever,  ‘Bebeğin sağlıklı bir gelişim göstermesi  için gebelik oluşmasından en az 6 hafta önce folik asit kullanımına başlanmalı. Adet geciktikten sonra yaptırılan gebelik testi pozitif çıktığında çok fazla beklemeden gebelik kesesinin rahim içinde olup olmadığına bakılması için mutlaka hekime başvurulmalıdır” diye konuştu.
Op. Dr. İrem Cansever,   adım adım hamilelik sürecini anlattı… 

Bebeğinizin Gelişimi İçin Doğru Beslenin
Beslenmenize dikkat etmeniz; protein, karbonhidrat ve yağı dengeli olarak tüketmeniz gerekir. Hamilelik dönemi boyunca 9-15 kg arasında almanız idealdir. Bu kilonun altında veya üstünde alındığında doğum şekli, bebeğin gelişimi ve lohusalık dönemi ile ilgili olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Vitamin, Omega 3, kalsiyum ve magnezyum takviyeleri de sağlıklı bir hamilelik dönemi için gerekli desteklerdir. Gebelik süresince yapılan kan sayımı takiplerinde demir eksikliğine ilişkin bir bulgu görüldüğünde özellikle demir ilaçları kullanılmalıdır.

Stresten Uzak Durun!
Hamileliğin sağlıklı devam edebilmesinde çevresel faktörler büyük rol oynar. Baskı altında ve çok yoğun çalışan annelerin bebekleri daha düşük tartılı doğmaya meyillidirler. Sürekli huzursuz bir aile çevresinde olan hamile, doğum öncesi ve sonrası depresyona daha sık maruz kalır. Günümüzde bilinçlendirici pek çok kitap, dergi ve internet sitesi bulunmasına rağmen sağlıklı gebelik süreci ile ilgili en doğru bilgileri doktorunuzdan öğrenebileceğinizi unutmayın! Yanlış yönlendirmeler dönüşü zor olan bir yola girmenize neden olabilir.

Ultrason Takipleriyle Bebeğinizi İzleyebilirsiniz…
Hamilelik, başlangıcından itibaren dikkatle takip edilmesi gereken bir durumdur. Her gebelik haftası anne veya bebekle ilgili olumlu/olumsuz birçok bulguyu ortaya çıkarır. 

İlk Kontrol: Adet gecikmesi nedeniyle yapılan gebelik testinin pozitif çıkmasıyla hamilelik sürecinin ilk kontrolü gerçekleştirilir. İlk ultrason muayenesinde gebelik kesesinin rahim içinde olup olmadığına bakılır. Gebelik kesesi rahim içinde görülmez ise dış gebelik için tetkik yapılması gerekir. 

6. Hafta: Hamilelik kesesi rahim içinde tespit edildikten sonra yaklaşık 6. haftada vajinal ultrason ile embriyoda kalp atışları tespit edilir. Vajinal ultrason ile 7. haftanın sonunda hala kalp atışı görülemiyorsa gebeliği sonlandırmak gerekir. Kalp atışının görülmesinin ardından hamileliğin sağlıklı ilerlemesi için ilk testlere başlanır. 

Bu Testleri Mutlaka Yaptırın!
Kan Sayımı: Hamilelik sürecinde demir eksikliği yaşanmaması ve gerektiğinde demir takviyesi amacıyla yapılan testtir.

TSH: Önceden bilinmeyen ve gebelikte aktif olarak ortaya çıkabilecek tiroid hastalığının tespiti için yapılan testtir. Tiroid hastalığı annenin yanı sıra bebeğin gelişimini de olumsuz yönde etkilediği için çok önemlidir. 

Kan Grubu: Anne ve babadan kaynaklanabilecek kan uyuşmazlıkları için gerekli önlemlerin alınmasına yönelik yapılan testtir. 

Torch Tayini: Toksoplazma ve Rubella (Kızamıkçık) gibi hamileliğin sonlandırılmasına neden olabilecek önemli ve aktif enfeksiyonların erken dönemde tespit edilerek tedavi sürecinin başlatılması için yapılır. 

Seroloji: HIV ve özellikle ülkemizde çok sık görülen Hepatit B testleri gebelik sonrasında da bebeğin sağlığı için çok önemlidir.

Tam İdrar Tahlili: Hamilelik sürecinde görülecek gizli idrar yolu enfeksiyonları erken dönem düşüklerin en sık görülen nedenidir. Bu yüzden tam idrar tahlilinin mutlaka yaptırılması gerekir.

8. Hafta: Ultrasonda kalp atışının tekrar teyidi yapılır. Çünkü birden fazla faktör nedeniyle embriyo kalp atışı durabilir. 

12. Hafta: Bu haftada yapılan muayenede ense kalınlığı ölçümü ve en yüksek duyarlılığa sahip down sendromu taraması olan ikili test yapılır.

16. Hafta: Bebeğinizin cinsiyetini öğrenebileceğiniz dönemdir. Tercih ederseniz üçlü ya da dörtlü test uygulamalarını da bu dönemde yaptırabilirsiniz.

22. Hafta: Detaylı ultrasonografi bu haftada yapılır. Özellikle bu haftanın tercih edilmesinin nedeni kardiyak anomalilerinin bu haftadan itibaren çok daha net teşhis edilebilmesidir. 

24-28. Haftalar: Gebelik diyabet taramasına yönelik 75 gr oral glikoz tolerans testi yapılır.

28. Hafta: Bu hafta itibari ile ultrason kontrolleri daha sık yapılmaya başlanır. Tercihen 30, 32, 34, 36. haftalar olarak devam edilir. Çünkü gelişme geriliği bu haftalarda başlar ve belirgin hale gelir. Gelişme geriliğinin erken tespit edilmesi, bebeğin anne karnında kaybına kadar; birçok sorundan da korumuş olur.

36. Hafta: Bu haftada bebeğinizin tahmini kilosunu ve duruş şeklini öğrenebilirsiniz. 
Ayrıca 32. haftadan sonra göbek kordonundan yapılan doppler incelemesi bebeğinizin sağlığı açısından, anne karnında yeterli oksijene sahip olup olmadığı bilgisini verir. Eğer gelişme geriliği tespit edilirse doppler ultrasonun bir faydası daha ortaya çıkar. Gelişme geriliği olan bebeklerde doğal mekanizma en önemli organ olan beyini korumaktır. Bu noktada doppler usg ile middle cerebral arter doppleri yaparak beyin korumaya alınmış mı yani gelişme geriliği ileri seviyede sıkıntı yapmaya başlamış mı diye bakıp doğum kararı verilir.

Şunu yaparsan seni severim demeyin!

Uzmanlar, yeni nesil çocukların daha içine kapanık olduğu, odaklanamama sorunu yaşadıklarını, bunun da ailelerin çocuklarına karşı tutumlarından kaynaklandığını vurguluyor.


Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Hastanesi'nden uzman klinik Psikolog Nazende Ceren Öksüz, çocuk gelişiminin çevresel koşullardan etkilendiği belirterek “Bu nedenle de çocuktaki her sorunda aile tutumu ile okul ve arkadaş çevresi değerlendirilmelidir. Çevresel koşullar bazen mevcut sorunu arttırırken, bazen de sorunun ta kendisi olabilir’’ diye konuşuyor. 

Öksüz ailelere şu önerilerde bulunuyor:

KENDİNİ İFADE EDECEK ORTAMI YOKTUR
Bir çocuğun içine kapanık olması, onun kendini ifade edecek ortamı bulamıyor olmasıyla ilişkilidir. Bazı çocuklar mizaç itibariyle kendileri daha dışa dönük olurlar. Bu çocuklar için durum daha kolaydır. Ancak kaygılı ve iç dünyasını yansıtmakta zorlanan bir yapıya sahipse, çocuktan beklentiler onu daha da içe dönük yapabilir.

ANNE-BABA TUTUMU TEŞVİK EDİCİ OLMALI
Böyle çocukların anne baba tutumları daha teşvik edici olmalıdır. Yani bu çocukların kendisini ifade etmeleri için onlara “Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun? Ne hissediyorsun?” şeklinde sorular sorulmalıdır.

KARARLARINI SORUN
Onunla ilgili alınan kararlarda fikri sorulmalı ve bu kararlar ciddiye alınmalıdır. Yaptığı yanlış davranışların elbette bir sonucu olmalı fakat bu sonuç cezalandırıcı bir tutum olmamalıdır.

SOSYAL FAALİYETLERE YÖNLENDİRİN
Çocuğun becerisi ve başarısına yönelik olumsuz konuşmalar ya da “Böyle yaparsan seni sevmem, sana küserim, bu durum senin yüzünden oldu” gibi sözler çocuğu daha da içe dönük hale getirir. Buna ek olarak, çocuğu sosyal faaliyetlere bol bol yönlendirmek gerekir.

ÇOCUKLAR ÜZERİNDE FAZLA YÜK UYARISI
Günümüz koşullarında çocukların üzerine yaşlarından daha fazla yük bindirildiğini unutmayalım. Bu çocuklar zaten stres altındalar. Dolayısıyla anne baba tutumları daha fazla önem taşıyor

ODAKLANAMAMA SORUNU İÇİN YARDIM ALIN
Odaklanamama sorunu olan çocuklarda, bu sorunun ne boyutta olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Çocuk dersi dinlemekte zorlanıyor, arkadaşlarını derste meşgul ediyor, bu nedenle okuldan olumsuz geribildirimler alınıyor ve notları düşük geliyor olabilir. Bu durumda uzman yardımı almak gerekir.

UZUN DERS SAATLERİ VE SINAVLAR
Uzun ders saatleri ve ağır sınavların da odaklanamama sorunu olan çocukları daha çok zorladığını unutmayalım. Bu çocukları özellikle fiziksel faaliyetlere yönlendirmek, evde onlara uygun ders programları hazırlamak, kurallarda çok net ve tutarlı olmak gerekir.

ÇOCUKLARINIZIN GÜÇLÜ YÖNLERİNİ KEŞFEDİN
Her çocuğun kendine has güçlü yönleri vardır. Bir çocuk içe dönük olabilir fakat sanata müthiş bir yeteneği vardır. Odaklanamama sorunu yaşayabilir fakat çok iyi bir sporcu olacaktır. Dolayısıyla anne babalar çocuklarının güçlü yönlerini keşfedip, onları bu yönde yönlendirmeliler.


Enerjiniz düşükse magnezyum eksikliğinden olabilir

Sağlıklı bir yaşam için gerekli olan magnezyumun eksikliği başta kalp, böbrek olmak üzere birçok organı etkileyebiliyor. Memorial Wellness Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık ve Beslenme Bölümü Uzmanları, magnezyum eksikliği ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Magnezyum, bedenin dengesini koruyor
Magnezyum enerji metabolizmasındaki çoğu enzim için önemli bir mineraldir. Vücut asit baz dengesinin sağlanmasında yardımcı, kas ve sinir sisteminde etkindir. Kalsiyum minerali ile birlikte çalışır, kalsiyum kasın kasılmasını sağlarken magnezyum da gevşemesinden sorumludur. Damar elastikiyetinde ve kan basıncının düzenlenmesinde etkindir. Magnezyum ayrıca hücre büyümesi ve yenilenmesinde görev alır. Hücrelerimizin sağlıklı çalışması için gerekli olan temel omega-3 yağ asitlerinden EPA'nın DHA'ya dönüşümünde de rolü vardır. Kemik ve dişlerin yapısında kalsiyum ve fosforla birlikte bulunur. 

Belirtileri
* Enerjinizin düştüğünü hissediyorsanız,
* Kronik yorgunluk, halsizlik ve isteksizlikten yakınıyorsanız,
* Sebepsiz çarpıntı, baş dönmesi ve ani tansiyon yükselmeleri yaşıyorsanız,
* Tahammülsüz ve sinirli olmaya başladıysanız,
* Uykuya dalmakta zorlanıyorsanız,
* Kolesterol değerleriniz yüksekse,
* İdrar söktürücü tansiyon ilaçları kullanıyorsanız,
* Böbrek taşı veya idrar yollarında kum şikayetleri yaşıyorsanız,
* Siyah çay, kahve, soda, tuz ve alkol tüketiminiz fazlaysa,
* Protein ağırlıklı diyetler yapıyorsanız,
* Adet döneminiz şiddetli sancılarla geçiyorsa,
* Yoğun ve uzamış bir stresli dönemden geçiyorsanız,
* Doktorunuz hipoglisemi yani kan şekeri düşmesinden şüphelendiyse, bu durum   magnezyum eksikliği ile karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir.

Baklagiller magnezyum deposu
Badem, ceviz, fındık, fıstık, kaju gibi sert kabuklu yemişler; kabak çekirdeği, mercimek, nohut, kuru fasulye ve tüm fasulye türleri gibi kuru baklagiller; tam tahıllar, buğday kepeği, ıspanak, nane, pazı, roka, pancar yaprakları gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, muz, çilek, ahududu, karpuz, kavun, hurma, incir, kabuklu fırın patates, çikolata ve kakao doğal magnezyum kaynaklarıdır. Birçok ot, baharat ve yosunlar da magnezyum içermektedir. Agar yosunu, kişniş, dereotu, kereviz tohumu, adaçayı, kurutulmuş hardal, fesleğen, kakao tozu, rezene tohumu, kekik, kimyon tohumu, tarhun, mercanköşk, haşhaş tohumu da magnezyum bakımından zengindir.


Öncelikle doktora danışılmalı
Magnezyum içeren ilaçların ya da multivitaminlerin doktor tavsiyesi olmadan kullanılması, magnezyum düzeylerinin normal sınırların üzerine çıkmasına ve ishal, huzursuzluk, vücut sıcaklığında artış, sürekli uyku isteği gibi istenmeyen durumlara neden olabilmektedir. Vücutta magnezyum eksikliğine bağlı olduğu düşünülen belirtiler varsa, mutlaka doktora başvurulmalı ve doğru yöntemlerle magnezyum alımı sağlanmalıdır. Kanda serum seviyesinin ölçülmesi her zaman gerçek magnezyum düzeyini göstermeyebilir. İdeal olan idrarda veya hücre içi (kandaki mononükleer hücreler) düzeyin ölçülmesidir.

Hamam ve saunada çok kalmayın
İyot içeren tabletler veya diyetle fazla iyot alımı iç kulak sıvındaki magnezyum düzeyini azaltabilir. Aşırı egzersiz, hamam, buhar odası ve saunada fazla kalmak da ter yoluyla magnezyum kaybına yol açabilir.

Kadın sağlığı için de gerekli
Magnezyumun doğru kullanımı adet döneminde stresi ve ödemi azaltmaya yardımcı olur. Bu dönemde artan çikolata yeme isteğinin sebebi kakaoda bulunan magnezyumdur. Yani doğal dürtüler doğru seçimler yapılmasına yardımcı olmaktadır.